|
Halkın Yükseliş Hareketi (HYH) diye anılan yeni siyasal oluşumdan söz ediyoruz.
Şöyle de diyebiliriz:
Bu bir demokratik halk hareketidir. Bir sosyal demokrat harekettir.
Bu hareket, alışılmışlar içinden bir siyaset hareketi, bir parti hareketi değildir; siyaset ölçülerine uygun yol alan bir büyük halk hareketi, bir büyük halk seferberliğidir.
Bir diriliş, uyanış ve yükseliş hareketidir. Bu uyanış ve yükseliş hareketi, henüz "endüstri toplumu" olamamış Türkiye`yi, "endüstri sonrası seviye"ye ulaştırmayı, yani çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarmayı gaye edinmiş bir harekettir.
Halkın Yükseliş Hareketi, 21.yüzyılın gebe olduğu "Türkiye Mucizesi"ni yaratacak iman ve yürüyüşün adıdır.
HYH, her şeyden önce, icazetini sadece halkından alan bir harekettir. Daha başlangıçta, süper güç kodamanlarından icazet alan ye bunu okyanusun ötesinden ilan eden "güdümlü hareketler"den değildir. Öncülerinin ve gönüldaşlarının şurasına burasına süper güç kurmaylarınca yerleştirilmiş "çipler" yoktur.
Bu, Kuvayi Milliye çocuklarının Kuvayi Milliye ruhuyla tarihin önüne çıkardıkları bir uyanış ve yükseliş hareketidir. Bu ülkenin yurttaşı olan herkese kapısı açıktır, ama yalılardan, helikopterlerden yola çıkmamıştır. Yani, piramidin tepesinden değil, tabanından, halktan, halkın ıstırap ve imanının yarattığı dip dalgalarından hız almıştır.
Aydınlık yüzlü anaların, soluk benizli çocukların, beli bükük dedelerin dua ve teşvikleriyle tunç yüzlü Anadolu gençlerinin "Ayağa kalkalım!" haykırışlarını birleştirerek bir büyük yürüyüşü başlatanların hareketidir.
HYH, ahiret müfettişliği yapmayı, kafa-çene ölçmeyi insana ye gerçeğe hakaret sayar. Öne çıkardığı temel değerler erdem ve çalışkanlıktır.
HYH`nın yapılandıracağı siyasette kadınlarımızın sayısı, alışılmışın birkaç katına çıkarılacaktır.
HYH ile ilgili tek tereddüt şöyle ifade edilmiştir:
"Siyaset ama hangi parayla? Sermaye yanınızda mı? Bu iş nasıl olacak?"
Cevabımız şudur: Bu İş, israf ve lüksten uzak kalmakla ve bir elini taşın altına, öteki elini cebine sokanların gayretiyle zafere ulaşacaktır. Siyasal gösteri, tantana, onun-bunun kesesinden keyif yapmak uğruna savurganlık bizim siyaset anlayışımızda yer bulamaz.
Bizim bu davada rehberimiz, Kurtuluş Savaşı`nı zafere ulaştıran Mustafa Kemal`dir. O, 1922 yılının perişan Türkiye`sinde, Büyük Millet Meclisi`nden tarihe ve millete şöyle seslenebilmiştir:
"Arz edebilirim ki, memleketimizin gelir kaynakları millî davamızın emniyetle elde edilmesine yeterlidir. Millî kuvvetimiz, hariçten borçlanma yapmaksızın dahi, fakirane olmakla beraber, memleketi idare edecek ve gayesine ulaştıracaktır. Tam bağımsızlık ancak malî bağımsızlık ile mümkündür,..Azamî* tasarruf millî şiarımız olmalıdır..." (Atatürk`ün Bütün Eserleri, 12/282)
Bu ilke bireyler için de ekipler için de ülkeler için de geçerlidir. HYH için de, geçerlidir.
Bu halk hareketi, cebinde kaç kuruşu varsa ondan katkı sağlayacakların hareketidir. Halk hareketi başka nasıl olur? Büyük paraların lüks otel salonlarında başlattığı ve güttüğü "siyasetlerin faturası bu halka çok ağır ödetilmiştir. Ve ödetilmektedir. Bu halk; siyaseti keyif yapmak, gezip tozmak, sonra da kamu kaynaklarını talan edip yandaşlarına yedirmek olarak anlayanların bu ülkeyi hangi hüsranların kucağına attığını öğrenmiş olmalıdır.
HYH o siyasetlerden biri değildir.
Mali gücümüzün esası; paylaşım bilincimiz, imece ruhumuz, fedakârlık ve feragat şuurumuzdur. Bu şuurun başaracağına inancımız tamdır.
Milletimizden, başlattığımız seferberliğe katılım isteyeceğiz. Millet için çalışmanın ne demek olduğunu ve nasıl yürümesi gerektiğini cihana en güzel gösterenlerden biri olan Mustafa Kemal Atatürk, 1920 Şubat`ında şunu söylüyordu:
"Milletten para istemek, onları en mukaddes gayeler hakkında bile şüphe ve tereddütte bırakıyor. Bundan başka, muhaliflerin en kuvvetli propaganda silahını teşkil ediyor. Bu sebeple, pek elim ihtiyaçlar için bile dua İle iş görmeye çalışıyoruz." (Atatürk`ün Bütün Eserleri, 6/411-412)
O günkü şartlarda böyle düşünüldü ve başarı sağlandı.
Bugünkü Türkiye`de, o günün yırtık çarıklarla gidilen topraklarında en lüks otomobillerle, hatta özel helikopterlerle dolaşılıyor. Hepimizin o günden çok daha fazla imkânı var.
Bir imanın ve davanın çocukları olarak hepimiz bir şeyler vereceğiz. Daha çok olan daha çok. daha az olan daha az verecek. Ama herkes verecek. Verecek ki, hep verenlerin sürekli güdümüne girmesin. Kaderiyle ilgili söz hakkı olsun, katkı sağlamanın onurunu yaşasın. Alnı açık, başı dik olsun.
Yani, gerçek demokrasi olsun. Sürekli para verdiği için sürekli güdenlerle, hiç bir şey veremediği için sürekli güdülenler hareketi olmasın...
Türk halkının yükseliş hareketi başka nasıl olur? Milletin yükseliş ve refahını yine milletin azim ve kararı nasıl sağlar? Herkesin, "Ben de bu hareketin bir parçasıyım, ben de bu onurun paydaşıyım" diyebilmesiyle sağlar. Atatürk tam bu noktada da bir büyük ufuk açarak diyor ki:
"Şahsî kanaatle değil, mîlletin kanaatini, fikirlerini ve hissiyatını yoklayarak yürümelidir." (Atatürk`ün Bütün Eserleri, 5/191)
Her şey millete sorularak, ondan onay alınarak yapılacaktır. Bunun garantisi ise tüm halkın bu demokratik seferberlikte, şöyle veya böyle, az veya çok pay sahibi olmasıdır.
Payı olmayının sözü de olamaz.
Olur diyenlerin bir süre sonra halkı nasıl aldattıklarını, kamu kaynaklarını "besleyiciler"ine nasıl peşkeş çektiklerini biliyoruz.
Söz ve kararda katibin, emek ve harcamada katılımla sağlanır.
Halkın Yükseliş Hareketi, yola bu inançla çıkmıştır, bu inançla devam edecektir. Bu inanç onu iktidara getirdiğinde, ilk işlerinden biri, demokrasinin öncelikle parti içinde işlemesini sağlamak üzere, Siyasal Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu`nu tam demokratik bir yapıya ulaştırmak olacaktır.
|